İnternetin yaygınlaşması ve dijital enformasyon çağının başlamasıyla birlikte sanal dünyanın ekonomik aktivitede belirleyici olacağı zannı oluştu. Yani  veri alınıp satılacak, veriyi yönetenler ve işleyenler öne çıkacak, ekonominin sanal tarafı ekonominin fiziksel tarafından daha ağır basacaktı.  Bir çok sosyo-ekonomik kehanette olduğu gibi bunun da 90 ların sonuna doğru yanlış bir kehanet olduğu ortaya çıktı. Bunun en önemli nedeni bahsettiğimiz şeyin ekonomi olduğuydu, eğer ortada bir ekonomi varsa tüketiciler de vardır ve tüketiciler “bilgi” tüketmezler, onlar somut ürünleri satın almak isterler. Dünya ekonomisinin taşıyıcısı konumuna gelen 3. Dünyanın yeni zenginleri, Ortadoğu ve Çin’de yükselen yeni talep dalgaları  soyut bilgiler, grafikler ve sanal dünyadan çok modern tüketim biçimlerine sahip olmayı şiddetle arzuluyorlardı. İyi evlerde oturmak, marka giyinmek, iyi arabalara binmek ve daha fazla et tüketmek istiyorlardı. Dolayısıyla fiziksel ekonomi hala tüm ağırlığıyla hatta belki de daha ağır tarafıyla ortadaydı.  Bilginin değerine ilişkin bir yanlış tahmin de şu yüzden gerçekleşti : ekonominin temel kuralı olarak arzı fazla olan şeyin fiyatı düşer.  Bilgiye erişimin kolaylaşması ve bilgiyi çoğaltmanın basitliği bilgi ekonomisinin değerini düşürdü.

90 lı yıllarda dünyada herkes eğitimin hem bireylerin  hem de ulusların ekonomik başarısı için şart olduğunu düşünüyordu. Yaratılan bu enformasyon ekonomisinde başarılı olmak adına üniversite eğitiminin iyi bir iş isteyen herkes için temel şart olduğu düşünülüyordu. Fakat zamanla bilgisayarların enformasyonu kolaylıkla analiz ettiği, temel meselenin gerçek dünyanın sorunlarıyla boğuşmak olduğu ortaya çıktı. Bunun yanında  Batı’da pahalı metropollerde çok daha yüksek fiyatlara yapılacak analizler görece daha fakir ülkelerin beyaz yakalarınca çok daha ucuza işlenip analiz ediliyordu.

Yüzyılın sonuna doğru daha önce yapılması için üniversite mezunu olmanın gerekli görüldüğü işlerin birçoğu ortadan kalktı, kalanlarının bir çoğu da  üniversite mezunu olmayan zeki bir çalışan tarafından yapılabilir durumda.  Diplomaların değerini devalüe eden bu fiili durum doğal olarak uzun ve masraflı eğitim süreçlerinin sorgulanmasına yol açtı.

Ülkemiz gibi kamusal eğitimin olmadığı batıda eğitim endüstrisi krize girdi. Üniversiteler en fazla 1 yıl süren meslek kursları ve sertifikalandırma programlarıyla yeni bir piyasa yarattılar. Kolej ve üniversitelere kayıtlar 2/3 oranında düştü.

Dünya ekonomisinin parçası olan ülkemizde de durum aslında farklı değil. 80 lerden donra başlayan yüksek öğrenim furyası 90 larda zirveye ulaştı. İnsanların işletme, iktisat ve finans okuma açlıklarıyla at başı giden devletin her ilde açtığı üniversitelerdeki işletme ve iktisat programları, yetmiyormuş gibi açılan bu alanlardaki MYO lar, üstüne üstlük AÖF programları  sanal olarak donanımlı ama fiziksel ekonominin ihtiyaçlarıyla örtüşmeyen bir kitle yarattı. Eğitim paralı olmadığı için Türkiye’de bu durum yeni yeni fark ediliyor. Devlet ortaya çıkan bu vasıfsız kitleyi  devlet kadrolarını şişirerek absorbe etmeye çalıştı ancak problem oldukça derin.

Öncelikle üniversite bitiren mezunlar uzun süredir üniversitede edindikleri hemen hiçbir şeyi iş hayatında kullanmıyorlar. Kullanılan yetkinlikler özellikle sözel alanlarda bir takım çerçeve bilgilerden ibaret. Bu bilgilere ise basit mesleki eğitim programlarıyla ulaşılabilir durumda. Bugün beyaz yaka olarak adlandırılan kitlenin çoğu veri yorumlayarak çalışmıyor. Bir çoğunun yaptığı iş biraz daha karmaşık olan ofis ve bilgisayar işlerinden öteye geçmiyor.

Bu işlerin yapılması için en fazla 1 yıllık bir mesleki eğitim bile yeterli olabilecek durumda. Fiili olarak beyaz yakayı mavi yakadan ayıran kalitatif bir şey yok. Ofis işçileri ve fabrika işçilerinden söz edebiliriz sadece. Buna karşı devasa fabrikaların, tesislerin ve milyonlarca insanın yaşadığı şehirlerin teknik ihtiyaçları ve bunları karşılamak için gereken kalifiye emek , sıradan bir beyaz yakanın sahip olduğu beceri ve emeğin çok üzerine çıktı. Aslında bu durum ücretlere de yansımış durumda çok iyi okullardan da mezun olsa piyasada beyaz yaka başlangıç ücretleri bir çok yerde asgari ücret düzeyine geriledi. Sadece daha fazla nitelik ve daha iyi okul şartı koyan büyük kurumlarda bu durum farklı. Buna karşı iyi bir kaynakçı, iyi bir tamirci, bakımcı, tesisatçı çok yüksek ücretlerle çalışma imkanı bulabiliyor. Şu an ismini koymasak ta  bir zamanların eğitimli ve saygın beyaz yakaları önce ofis işçilerine dönüştüler ve bugün piyasa değerleri  kalifiye mavi yakaların çok gerisinde. Bunun nedeni eğitimleri neticesinde yapabildikleri şeyler ofis programlarını kullanmayı bilen zeki bir lise mezunu tarafından çok rahat yapılabilecek şeyler, çok sayıdalar ve gerçek ekonominin ihtiyaç duyduğu bilgi ve becerilere sahip değiller.  Daha kompleks işler yapan mühendisler ve finansçıların yerini yapay zeka çözümlerinin alması ise çok yakın. Bütün bunlara karşı mekanik ve teknik el becerilerini teknolojik cihazların kullanımıyla birleştiren mavi yakaların önemi her geçen gün artıyor.  

Başlangıç ücretlerine bakılınca bizde de eğitimin devalüe olduğu çok açık. Ancak henüz bu olgu halkın mantalitesine yansımadı. Aileler çocuklarını hiçbir işe yaramasa da tabela üniversitelerinin ön lisans ve lisans programlarına göndermeye ve yüzbinlerce lira masraf yapmaya devam ediyor. Ama hesap ortada. Ailesinin okuması için yüzbinlerce lira harcadığı bir genç iş hayatına başladığında o parayı geri kazanmak için onlarca yıl aralıksız çalışmak zorunda. Aileler çocukları için harcayacakları o parayı onların hesabına birikime çevirseler ekonomik olarak bu daha rasyonel  bir karar gibi duruyor.

Peki buna rağmen üniversite eğitimi firmalar için hala hangi anlamı ifade ediyor.  Her şeye rağmen üniversite sınavı sonucunda iyi okulları kazanmak bir zeka göstergesi olmaya devam ediyor. O okullardan belli bir derece ile mezun olmak ve üstüne üstlük bir yabancı dili iyi bilmek firmalar için mesleki bir nitelik olmaktan çok beklentilerini tetikleyen göstergeler aslında. Yani iyi okullardan mezun, iyi lisan bilen bir gencin daha kompleks şeyleri öğrenebileceği, daha enerjik ve disiplinli olduğu ve kendisinden istenilenleri daha fazlasıyla yerine getireceğine dair bir beklenti var.  Zaten firmalardaki kritik kadroları dolduran, süreç yöneten, ekip yöneten beyaz yakalar bu kadrolardan çıkıyor. Ancak iyi bir okuldan mezun olmak ve iyi lisan bilmek bile başlangıç için harika fırsatlar sunmuyor. Bu grubun içinden girdikleri işlerle spesifik nitelik kazanan kişiler ancak iyi konumlara gelme şansına sahip ama bunun için kıyasıya bir mücadele vermeleri gerekiyor. 90 lardan bu yana beyaz yakalı klasik işlerin bir çoğu ortadan kalktı. Bir çok iş ise deyim yerindeyse ayağa düştü basitleşti, artık o işleri yapmak bir prestij konusu değil. Basit bir beyaz yakanın kalifiye bir ofis işçisi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Beyaz yakalı emeğin kazançları mavi yakalı emeğin kazançlarına göre gerilemeye devam ediyor. Yani bir anlamda beyaz yakalılar mavi yakalılaşıyor.

Bu gelişmeler henüz devletin eğitim politikalarına yansımış değil ancak gelinecek noktada vakit geçirmeden bir çok tabela üniversitesini kapatmak ya da ileri meslek okullarına dönüştürmek, ön lisans programlarına son vermek, iş başı mesleki eğitimi üniversite eğitimine eklemlemek, meslek liselerinin kalitesini artırmak, piyasanın ihtiyaçlarına göre meslek kursları oluşturmak zorunlu görünüyor.

Ailelerin çocuklarının meslek seçiminde somut becerilere yönelmesi onların geleceği adına son derece önemli, ailelerin bilinçlendirilmesinin yanında çocukların da doğru bilgilendirilmesi ve yönlendirilmesi önem taşıyor. Piyasadaki beyaz yaka arzı fazlasını ortadan kaldıracak düzenlemeler yapılmalı yoksa piyasa beyaz yakalıları nitelikleri de olmayan  mavi yakalılara dönüştürecek gibi görünüyor.

Paul Krugman, White Collars turn blue, https://web.mit.edu/krugman/www/BACKWRD2.html