Son günlerde IK kulisleri iki önemli gündemle çalkalanıyor. Bunlardan biri yapay zeka, diğeri de paralelinde gündemde olan dijital çağ. Herkes yapay zekanın ve dijital çağın ne büyük değişikliklere sebep olacağını konuşuyor. Kimi bir çok mesleğin ortadan kalkacağına dair felaket senaryoları üretirken, kimi de insanlığı muhteşem bir ilerlemenin beklediği üzerinde duruyor. 

Ne yazılım alanında, ne de dijital teknolojiler alanında söz sahibi olan ve bu konuda çoktan treni kaçırdığı belli olan bir ülkenin vatandaşları olarak bazılarımızın komiklik derecesinde dijital çağ havariliğine soyunduğunu görüyoruz. Her gün twitterdan paylaştığı robot videoları ve pozitif bilim çağırısı yapan tweetleriyle, 19. YY mutlak pozitif bilimcilerini aratmayan bilim Pierre L’Ermite’ liğine soyunan “ödev” profesörleri mi dersiniz, yoksa robot kostümü giyerek ortalarda dolaşan, erik dalı oynayan robotlarımıza eşlik eden, yapay zeka müridi, entelektüel düzeyini Alvin Toffler kitaplarının belirlediği, insanın sosyal evrimine iman etmiş fütürizm peygamberlerini mi ararsınız, düzeyli ve soğukkanlı bir yeni çağ gözleminden yoksun fanatizm ve sokak karnavalı havasında bir girişimiz var bu çağa.

Açıkçası bu tavrımız Türk modernleşmesinin 300 yıllık tarihiyle de bütünlük arz eden bir yapıda görünüyor. Sadece millet olarak yerlerde sürünen entelektüel düzeyimizle beraber oldukça avami bir hale bürünmüş hepsi o kadar. 

Ülkemizde sağlıklı bir modernizm eleştirisinin olmaması bir yana, piyasa ekonomisine ve piyasa toplumuna yönelik eleştiriler de sol çevrelerce yapılan çeviri yayınların ötesine geçememiştir ki endüstri 4.0 ‘ı yapay zekayı ve dijital çağı paradigmal bir ele alış mümkün olsun. O nedenle paneller de konuşmalarda yapılan oldukça sığ ve sloganik bir robotizm çığırtkanlığından öte geçemiyor.

Bu konularda Türkiye de sermayenin temsilcisi sayılacak IK’cıları dinlediğinizde de şuna bir kez daha şahit oluyorsunuz: Türkiye de IK cılar insanı tanımadan insanı yönetiyorlar, ya da her ne yapıyorlarsa. Bütün bu senaryoların ana teması robotların insanın yerini alması ya da onu işlevsizleştirmesi olduğundan, birilerinin dur demediği bu saçma distopya havalelerine vah vahlarla yaklaşmamak elde değil. Tarih boyunca insanı farklı kılan temel şey neydi ? Onun hesap yapabilmesi mi ?, alet yapabilmesi mi ? yük taşıyabilmesi mi ? rapor yazabilmesi mi ? savaşabilmesi mi ? 

Tarih boyunca insanı farklı kılan ve onun ilerleyişine vesile olan şey insanın dünyayı ve kendini derinliğine kavrama becerisini mümkün kılan entelektüel yetenekleri ve karmaşık sosyal ilişkilere olanak veren beyin yapısıdır. O nedenle insanlığın ilerleyişine her yerde sanat ve felsefenin ilerleyişiyle birlikte sosyal çeşitlilik eşlik etmiştir.

Sanıldığı gibi önce teknik ilerlemiş sanat ve felsefe onu takip etmiş değildir, önce dünyaya bakış değişmiş, sonra teknik ve endüstri onu takip etmiştir.

Yani insan hayal ettiği için insandır, insan felsefi düşünebildiği için insandır, insan karmaşık toplumsal yapılar kurabilmesini olanaklı kılan duygusal ve sosyal zekaya sahip olabildiği için insandır, sadece teknik zekaya değil.

Bir yapay zekanın Kierkeegard’ın “Korku ve Titreme” sini yazması mümkün müdür ? Ya Albert Camus’un Veba’sı ya da Yabancı’sındaki varoluşsal huzursuzluğu kavraması olanaklı mı bir robotun ? Peki hangi muhteşem yapay zeka Beethoven’in ay ışığı sonatını dökebilir notalara ? Grieg gibi seslerle resim yapabilir mi bir yapay zeka ? Ippolitov Ivanov gibi coğrafyanın ve insanın seslerinden bir tablo yaratabilir mi notalardan örülmüş ?  Bir Van Gogh çıkartabilecek mi robotlar ? Renkleri Monnet gibi kullanabilecekler mi hiç ? Modigliani gibi görebilecekler mi kadınları ? Picasso gibi dünyayı sembolik gizemiyle birlikte imgeleştirebilecekler mi ? Lorca gibi portakal kokulu şiirler yazabilir mi hiçbir yapay zeka ? Kavafis okuyabilecek mi bir robot ? Guillevic gibi kavrayabilecek mi peyzajı ve şeyleri ve şiirleştirebilecek mi ? Herman Hesse’nin Bozkır kurdu gibi ikiye bölünecek ve sonsuzlaşacak bir ruhu olabilecek mi onların ? Cioran gibi hüzünlü gözlerle bakabilecekler mi varoluşa ve durup düşünebilecekler mi ? Mimar Sinan gibi taşı anıtlaştırıp zekayı, sonsuzluğu, duyguyu ve tarihi bütünleştirebilecekler mi ? Taç Mahal ile ifade edebilecekler mi bir aşkı, Kırım’da Hansaray’da “Közyaş Çeşmesi” inde olduğu gibi hüznü sonsuzlaştırabilecek bir yapay zeka becerisi mümkün mü ?

Bir Dalida şarkısı dinleyip bir akşam, ertesi gün tüm yaşamını değiştirecek bir karar verebilir mi bir robot ? Bir müziğin ya da peyzajın peşine düşüp dünyanın uzak diyarlarına yelken açabilir mi ? Bir taşın üzerine oturup hüzünle kaval çalıp tüm yaşamını gözden geçirebilir mi ? Kendini eleştirebilir mi ? Kendini isteği yönde, hayallerinin peşinden değiştirebilir mi ?

Hadi biraz daha işin içine girelim : bir özdeyiş okuyup, bir müzik dinleyip, bir film izleyip çalıştığı yeri tümden değiştirecek bir dokunuş yaratabilir mi bir robot IK’cı ? Cesaret edebilir mi mesela kendisine öğretilenin dışına çıkmaya ve hiç bilinmeyeni denemeye ? Tüm satış koşulları olanaksızken müşterisiyle ortak zevklerde ve dostlarda buluşabilir mi bir robot. Çetin ve zor bir pazarlığın ortasında sıcacık gülümseyebilir mi karşısındakine ve her şeyi değiştirecek bir el sıkışı becerebilir mi ?

İnsanı bir üretim faktörüne, kendine yabancılaşmış bir otomata indirgeyen piyasa toplumunun uzantısı olan paradigmalarda insan sadece akıl yürütme ( reasoning) becerisine ve kol emeğine sahip bir varlıktır. Bu piyasa ekonomisinin hammadde, yarı mamul madde, montaj sanayii ve yan sanayi mühendislik işini taşere ettiği bizim gibi bir ülkede de insan bundan fazlası değildir.

Okullarında yıllarca fen bilimleri ve mühendislik öğretilmiş, zekası matematiğe göre ölçülmüş bir ülkenin fertleri olarak eyvah robotlar geliyor, yapay zeka geliyor korkularını anlamak çok da zor değil aslında. Bunun altında yatanın da insanı tanımamak olduğunu kavramak için filozof olmaya gerek yok. Bu akıl yürütmeyi yapay zekalar da becerebilirlerdi.

Robotlar hesap yapabilecek, ölçüm yapabilecek, analiz yapabilecek, iyi mühendis, iyi finansçı, iyi muhasebeci , iyi işe alımcılar olabileceklerdir bu kesin , ama asla insanı farklı kılan entelektüel derinlik gerektiren bilge bir yönetici, kıvrak ve aranan bir satışçı, zorlu bir satınalmacı olamayacaklardır. Belki fazla okumadığınız için bilmiyor olabilirsiniz, sanat tarihinden de haberiniz olmayabilir ama onlar insanlığın devasa birikimini yaratan şairler, yazarlar, felsefeciler, mimarlar, maceraperestler, fatihler, diplomatlar ve devlet adamları da olabilecek yeterliliğe asla sahip olamayacaklar.

Evet sevgili dostlar, belki bu tartışmalara insanın ne olduğunu bize yeniden anımsama şansı verdiği için müteşekkir olmalıyız. 

İnsan hesap makinesi, hamal, üretim otomatı, raportör, işçi, bekçi değildir. İnsan duygusal zekası, sosyal zekası, kültürel zekası ve manevi dünyası ile bir bütündür.

Yapay zeka ve dijital devrim Oswald Spengler’in “Der Mensch und Die Technik” adlı eserinde belirttiği gibi insanın akıl yürütme ( reasoning) yetisinin bir uzantısı olmaktan öteye geçemeyecektir. O insanın değil ancak insanlığı eksik kalmış ve Marx’ın deyimiyle kendine yabancılaşmış kitlelerin yerini alacaktır. İnsan eğer insan olmayı sürdürür, yeni nesillerini bu düşünceyle yetiştirir ve onu insan yapan özelliklerine eğilmeyi öğrenirse ilerlemeye devam edecek aksi halde bir robot cehenneminde silikleşerek tükenecektir.

Ali Baba’nın kurucusu Jack Ma’nın belirttiği gibi çocuklarımıza daha çok müzik, resim, şiir öğretmeliyiz. Çünkü gelecekte ancak insan olmanın farkını ortaya koyabilenler ayakta kalacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir