MIKROMANAGEMENT , BİR YÖNETİM HASTALIĞI

Mikroyönetim (micromanagement)   bir yöneticinin kişileri ve süreçleri çok detay odaklı olarak yönetmesi demek olan bir yönetim hastalığıdır.   Başarı için kişi ve süreçlerin çok yakından denetlenmesi ve yönlendirilmesinin gerekli olduğu aşağıdaki istisnai durumlarda

  • Kurumun stratejisini değiştirirken
  • Yeni bir uygulamayı başlatırken
  • Yeni bir birim, departman ve yönetim kurulurken
  • Altınızdaki çalışan süreci yürütmekte başarısız olmuşsa hedeflenen sonuçlara ulaşmak riske girmişse
  • Çok ciddi hatalar ve şikayetler ortaya çıkmışsa
  • Departmanın çıktıları ve performansı yerlerde sürünüyorsa
  • Afet ve acil durum yönetiyorken

Mikroyönetim gereklidir ve etkili bir şekilde kullanılmalıdır.

Mikroyönetimin bir yönetim karakterine dönüştüğü durumlarda ise  kurum ve çalışanlar bundan çok ciddi zarar görürler. Mikroyönetim çalışan bağlılığını azaltır, bağlılığı azalan çalışanlar hizmet kalitesi ve verimliliği düşürür, hizmet kalitesi ve verimsizliğin düşmesi ise kurumun para ve itibar kaybetmesi ile sonuçlanır.

Mikroyöneticilerin kuruma ve çalışanlara zarar veren ortak bir takım karakteristikleri vardır :

  • Çalışanları çok yakından gözlerler, iş ve proje bazında çalışanlara ne yapmaları ve nasıl yapmaları gerektiğini dikte ederler. İyi çalışanı da kötü çalışanı da aynı ölçüde yönlendirmeye çalışırlar.
  • Kontrol manyağıdırlar, astlarının performanslarına asla güvenmezler.
  • Astlarının puan kazanmasını asla istemezler, her şeyi patrona kendileri anlatmak isterler, kimseyi öne çıkartmazlar.
  • Anlamsız detaylara takılırlar, sayıları , lüzümsuz raporları severler.
  • Tatile çıkmamak için direnirler, tatile çıkarlarsa şirkette işlerin yürümeyeceğini düşünürler.
  • Tatildeyken de işle uğraşırlar, tatilden işi ararlar, ya da ofisten tatilde olan çalışanlarını ararlar.
  • Sürekli deadlinelar koyarlar, bir çok gereksiz mail ve raporla uğraştıklarından e posta kutuları sürekli okunmamış postalarla doludur, bu nedenle gerekli maillere zamanında cevap veremezler, kritik ve acil işlerde sürekli gecikirler.
  • Organizasyondaki asıl dar boğazın (bottle neck) kendileri olduğunun farkında olmadan şirketin bütün işlerini yapmaya çalışan kurtarıcı rolüne soyunurlar.
  • Hatalardan nefret ederler, kimseyi övmezler, çalışanlarının beceriksiz olduklarını düşünürler, bir süre sonra onlara saygılarını kaybeder ve saygısızca davranırlar.
  • Çalışanlarını geliştirmezler, onları sömürürler.
  • İnsanları yaratıcı olmaya teşvik etmek yerine sonuçları kontrol etmeyi ve hata aramayı seçerler

Mikro yöneticilerin kuruma verdikleri en büyük zarar ise rekabetten korktukları için astlarını işe yaramaz ve asalak kişilerden (drones) seçmeleridir. Böylelikle organizasyonun kalitesi düşer ve ağırlaşır, organizasyonda asalak çalışanlar arttıkça mikroyönetici onları yönetmek için daha çok herşeye karışmak zorunda kalır ve kaliteli çalışanları daha çok irrite etmeye başlar. Böylelikle kurum bir kısırdöngü içine girer. İyi çalışanlar bir bir ayrılır, yeni asalaklar işe alınır. Böylece kurumsal yetenek, moral, üretkenlik aşağı doğru bir sarmala girer.

İş delege etmeyi beceremeyen yöneticilerin bir süre sonra mikroyönetim hastalığına yakalanmaları kaçınılmazdır.  Şirketlerin kurumsal yapıları da mikroyönetimi teşvik edebilir.

Bir şirkette bir çok yetki tek bir kişide toplanmışsa, hyerarşi de bir çok yönetim basamağı varsa mikroyönetim oluşabilir. Eğer bir şirket en tepeden mikroyönetim ile yönetiliyorsa aşağıya doğru bütün yöneticiler mikroyönetim uygulamaya başlayabilir.

Eğer siz de :

  • Çalışanlarınızdan kusursuz performans bekliyorsanız
  • Çalışanların iş yapıp yapmadıklarını anlamak için onları gizlice izliyorsanız
  • İnisiyatif kullananları cezalandırıyorsanız
  • Kendinizi astlarınızın işlerini yaparken buluyorsanız
  • Çalışanlarınız her şey için sizden izin istiyorsa
  • Günde 12 saatten fazla çalışıyorsanız
  • Astlarınızın yaptığı hataları sürekli düzeltmek için çalışmak zorunda hissediyorsanız
  • Ücretiniz ve statünüzle uyuşmayan çok düşük düzeyli işlere vakit harcıyorsanız
  • Siz izne ayrılınca işlerin duracağını düşünmeye başlamışsanız

Bilin ki siz bir mikroyönetim hastasısınız ve tedaviye ihtiyacınız var.

Mikroyönetimle başa çıkmak için öncelikle doğru teşhis konulmalı ve tanımlanmalıdır.

  • Eğer organizasyonda aşağı düzeylerde alınması gereken kararlar en tepedekiler tarafından alınıyorsa
  • Çalışanlara karar alma ve inisiyatif kullanma yetkisi bırakılmamışsa
  • Organizasyonda bazı yöneticilerin çok fazla yetki ve sorumluluğu varsa ve akışı kitliyorlarsa

Orada mikroyönetim vardır.

Mikroyönetimden kaçınmak için :

  • Öncelikle kaliteli ve kalifiye elemanlarla çalışılmalıdır.
  • Performansı düşük, kalifikasyonu düşük kişiler gönderilmelidir.
  • Bir kişiyi terfi ettirirken çok iyi düşünmelidir. İyi iş yapmak ,işin iyi yönetileceği anlamına gelmez.

Bir çok terfide kişiler çalışan pozisyonundan yöneten pozisyonuna geçmeyi başaramaz. Yönetici olduklarında da bir çalışan gibi davranıp mikro yönetime devam eder. Uygun şekilde eğitilmelidir.

  • Bazı kişiler doğuştan mikro yöneticidir. Eğitim bir işe yaramaz. Bu kişilere dikkat edilmelidir.
  • Herkese hedefleri ve sorumlulukları belirtilmeli bu konuda net olunmalı
  • Yöneticiler delege etmeye teşvik edilmeli.
  • Organizasyon gereksiz hiyerarşiden kurtarılmalı
  • Çalışanların görüş ve düşüncelerine değer verilmeli yönetime katılmaları sağlanmalıdır.

KAYNAKÇA

White,R.,D.,Jr.,PhD,2010 The Micromanagement Disease:Symptoms,Diagnosis,and Cure,Public Personnel Management Volume 39 No.1 Spring

Stack,L.,2013, Managing Effectively Without Micromanaging, American Society for Training & Development

Delgado,O.,Strauss,E.,M.,Ortega,M.,A.,2015,Micromanagement : When to avoid it and how to use it effectively, Am J Health syst Pharm,vol 72,May 15

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir