İş hayatında hepimiz yetkimiz, sorumluluklarımız, organizasyon şemasına bağlı nüfuz alanlarımız ve gayrı resmi nüfuz ağlarımıza şekillenen bir güce hükmederiz. İş hayatında sahip olunan resmi ve gayrı resmi güç sorumluluklarımızı yerine getirmek için kullandığımız başat bir kaynaktır.  Gücümüzü :

•          Hedeflerimize ulaşmak

•          Sorumluluklarımızı gerçekleştirmek

•          Yetki alanlarımızı düzen içinde tutmak

•          Organizasyonel çatışmaları çözmek

•          Kişisel nüfuz alanımızı korumak

İçin kullanırız. Çoğu zaman toplumsal şartlanmalar, ilkel genetik eğilimler, iç güdüsel reaksiyonlar gereği gücümüzü maymun adamın kütüğü gibi çatışmalarda karşı tarafa zarar verme, onu sınırlama, etkisiz bırakma ya da onu kontrol altına alarak gücümüzü arttırma  amacıyla kullanırız. 2.8 milyon yıllık avcı toplayıcı ilkel bir geçmişin ardından sadece 12 000 yıldır medeni şekilde yaşayan insanların henüz sahip oldukları güç araçlarını kendilerini bölgelerini savunan goriller gibi savunmak ya da ilkelce tehdit olarak gördüklerinin tepelerine çullanmak için kullanmalarına şaşırmamak lazım.  Ancak her ne kadar ilkel geçmişimiz bizi bir goril adam gibi davranmaya teşvik etse de belirtmem gerekir ki gücün daha efektif ve rafine bir şekilde kullanımı günümüzde insanlar arası karmaşık iletişim ve ilişki ağları üzerine kurulu toplumsal modellere daha uygundur.

Organizasyonlar ortak hedefe doğru yürüyen çalışanlardan değil, her biri farklı öncelik ve hedeflere doğru yürüyen güç sahibi aktörlerden oluşan yapılardır. Bu yapıların doğal durumu kaos iken, kurumlar, kültürleri, kuralları ve liderlik yetenekleri doğrultusunda sürekli çatışmaların olabileceği bu alanı düzenleyerek güç sahibi aktörler arasındaki gerilimi kurumun hedefleri doğrultusunda kanalize ederler, friksiyonlardan ve bireysel çatışmalardan kaynaklanacak kurumsal enerji kayıplarını en aza indirmeye çalışırlar.

Ancak bütün bu kurallara rağmen bile güç sahibi olan aktörler sistemin boşluklarından faydalanarak güçlerini birbirleriyle boğuşmak için kullanmayı sürdürürler. Kurumlardaki çatışmaların tamamı bu nedenle ortaya çıkarken güç sahiplerinin % 100 üne yakını da gücünü diğer güç sahiplerini ezmek ya da etkisizleştirmek için kullanmaya çalışır. Güç sahiplerinin ellerindeki yetki ve imkanlarla savaşa girişmesi öncelikle kendilerine zarar verir. Kaynaklarını birbirlerini yenmeye harcayan aktörler savaş süresince :

•          Kurumsal fonksiyonlarını yerine getirmek

•          Ekiplerini yönetmek

•          Hedeflerine ilerlemek

•          İletişim  ve nüfuz ağlarını korumak

Gibi alanlarda kullanmaları gereken kaynakları çatışmada kullandıklarında aslında kendi kendilerini bir anlamda etkisizleştirmiş olurlar. Temel fonksiyonlarında etkisizleşen güç sahibi aktörler aslında çok hızlı bir şekilde güç kaybettikleri bir sürecin içine girerler. Böylelikle varlık sebepleri olan 2 temel şeye aykırı davranmış olurlar:

1-         Düzen  ve barış yaratmak : Organizasyonlar yöneticilerine verdikleri güçleri düzensizlik ve savaş çıkarsınlar diye değil düzen ve barış yaratsınlar diye verirler. Daha basit bir anlatımla kriz yaratmaları için değil sorun çözmeleri için müdürler atarız.

2-         Güçlerini korumak : Bir yöneticinin savaşlarla gücünü çarçur etmesi hem temel fonksiyonları adına hem de o gücü verenler adına hayal kırıklığı yaratır. Gücünü kaybeden yönetici pozisyonun içine dolduramaz hale geleceği bir sürece girmiş demektir ve er geç unvanını kaybedebilir.

Sun Tzu’nun dediği gibi “prenslikler şiddet ve düzensizliklere son vermek için kurulmuşladır.” Bunu unuttukları zaman artık meşruiyetlerini kaybederler. Güçlerini organizasyonlardaki diğer güç sahibi aktörlerle boğuşmaya harcayan “takım elbiseli goriller” sayacağım zararların sebebi olur :

1-         Güçlerini, enerjilerini ve isimlerini yıpratılar. Uzakdoğu savaş bilgeliğinin el kitabı olan 36 Strateji’de belirtildiği gibi “ taşkınlık ve öfke gösterileri daima kendi kendini tüketmeye hizmet eder.”

2-         Kazansalar bile çevrelerinde tehdit algısı uyandırarak düşmanlarının sayısını artırırlar.

3-         Fonksiyonları zayıflatarak kurumsal işleyişe zarar verir, darboğazlar yaratırlar.

4-         Kendilerinden daha güçsüz biriyle çatışıyorlarsa antipati toplarlar, bu durum aynı zamanda statü olarak konumlarının sorgulanmasına yol açar. Yani kazansalar da kaybederler. Lao Tze der ki : Bana sonu iyi olan bir kavga adamı göster , onu öğretmenim olarak seçeceğim.

5-         Kendilerinden daha güçlü biriyle çatışıyorlarsa kaybettiklerinde güç ve yetkileri sınırlanabilir. Güçlerini topyekün kaybedebilirler. Kurumsal anarşist gibi görünebilir ve sistem dışına itilebilirler.

6-         Kendileriyle eşit güçte birileriyle çatışıyorlarsa uzun sürecek bu savaşta tamamen tükenebilir ya da geri dönülmez hasarlar görebilirler.

7-         Kavgacı ve çatışmacı tipler daha çok yetki ve sorumluluk verildiğinde ortalığı cehenneme çevirecek tipler olarak görülebilirler. Bu gün herkesle savaşan yarın daha çok güç verilirse daha güçlü kişilerle de savaşmayı deneyecektir. Öyle ise savaşları ve kurumsal friksiyonları azaltmak için bu kişilere asla güç verilmemeli, mümkünse pasifize edilmelidirler. Churchill’in dediği gibi “ kişinin tutumu  büyük farklar yaratan küçük bir şeydir”.

Kurumların kaotik doğası ve farklı hedefler peşinde koşan güç sahibi aktörlerden oluşan yapısı “ takım elbiseli goriller” için bir tehdit ortamı ise de daha rafine düşünmeyi bilen “predator beyinler” için bir fırsat ortamıdır.  Herkes gücün peşindeyse ve sizde güç sahibi aktörlerden biriyseniz o zaman gücünüzü başkalarının hedeflerine ulaşmaları için gerektiği kadar seferber ederek  gücünüzü ve nüfuzunuzu arttırabilirsiniz. Baltazar Gracian’ın dediği gibi “diğerlerinin isteklerini kullanın.”

Gücünü başka bir güç sahibi aktörü desteklemek için kullanmak ya da onun istifadesine sunmanın aşağıdaki şekilde sonuçları olacaktır.

1-         Bu gayrı resmi bir ittifaktır. Politik desteğiniz artacaktır.

2-         Kişisel olarak sempati yaratacak bir eylemdir. Network ve nüfuzunuzu güçlendirecektir.

3-         Gücünüzü ekonomik bir yardım olarak düşünün yardım ettiğiniz kişi güçlenmiş olacaktır ama gücünü sürdürmek için sizin desteğinize sürekli ihtiyaç duyacağı bir noktaya ilerlemiş olacaktır. Yani sizin gücünüze bağımlı hale gelecektir. Bu dolaylı olarak sizin gücünüzün genişlemesinden başka bir şey değildir aslında. Bunun adına savaş sanatında “misafir olarak git ev sahibi olarak dön stratejisi” denir. Ya da başkalarını sizin dağıttığınız kartlarla oynamaya alıştırmaktır.

4-         Gücünüzü sizden daha güçlü birini desteklemek için kullandığınızda onun daha büyük olan gücünün politik fırsatlarından istifade edersiniz.

5-         Gücünüzü sizden daha güçsüz birini desteklemek için kullandığınızda onun sizin politik gücünüzün barışçıl bir şekilde parçası olmasına zemin hazırlamış olursunuz.

6-         Gücünüzü sizle eşit güçte birini desteklemek için kullandığınızda hem olası bir rakibinizi pasifize etmiş, ve hem de politik gücünüzü arttırmış olursunuz. Buna ittifak stratejisi de denir.başkalarının menfaatlerine hizmet ediyor görünürken kendi imkanlarını arttırmak üzerine kuruludur.

7-         Bu hamleleriniz sonucunda üst yönetim nezdinde sorun çıkaran değil sorun çözen biri pozisyonuna yükselirsiniz. Bu aslında sizin daha büyük güç alanlarını sorunsuzca kontrol edebilmeye yetenekli olduğunuzun da bir işareti olduğundan terfi şansınız artar.

Eğer bireyse hedefiniz güç ve etkinliğini arttırmaksa bunu çatışmaksızın yapmak üstün bir beceridir. Sun Tzu’nun Savaş Sanatında belirtildiği gibi “Bir ordu savaşmadan zaferi arıyorsa muzafferdir, fakat galibiyetten önce savaşmayı arıyorsa mağluptur”

Merak etmeyin diğerlerine destek verirken kendi gücünüze zarar vermiyorsanız gücünüz azalmaz. Güç temel olarak metafizik bir kavramdır. İnsanların bir çoğu hasis ve kıskançtır, o nedenle kendilerinden eksilmese bile başkalarına vermek konusunda gönülsüzdürler. Bir çok krizin kaynağı da budur.

Yüzbinlerce yıllık bir goril adam geçmişinden daha rafine bir predator yaşamına evrilmek elbette kolay kazanılacak bir vasıf değildir. Kendini kontrol, uzak görüş, soğukkanlılık, kişisellikten arınmışlık gibi asketik vasıflara bağlıdır. Ancak insanlık aleminde başarıya ve görkeme götüren tüm küçük ve büyük yollar da buradan geçer.

Bitkiler gibi daha az gelişmiş organizmalar inorganik maddelerin enerjisinden istifade ederken, hayvanlar ve yüzbinlerce yıl ve belki hala insan sadece inorganik ve organik enerjileri ele geçirmeyi ve kullanmayı bilmiştir. Takım elbiseli gorillerden üst düzey predatorlara evrilenler ise duygusal ve mental enerjileri içeren meta organik enerjilerden yararlanmasını bilenlerdir.

KAYNAKÇA

http://news.nationalgeographic.com/2015/09/human-evolution-101/

Sun Tzu, L’art de la Guerre,2000,Traduit du chinois et commenté par Jean Lévi, ,Hachette Litteratures

Curtis,B.,2010,Classic Wisdom for the Professional Life, Thomas Nelson

http://ressourceshumainesbleu.blogspot.com.tr/2015/11/balthasar-gracians-40-vital-advises-to.html

Les 36 Strategémes, Manuel secret de l’art de la guerre, 2007,  Payot et Rivage

 Greene,R., 2002 The concise, 48 Laws of Power,Profile Books,

Greene,R.,2008, The concise 33 Strategies of War, Profile Books,

Sönmez,İ.O., Tao of Management http://ressourceshumainesbleu.blogspot.com.tr/2015/11/tao-of-management-or-way-of-actionless.html

Sönmez,İ.O., Predator Thinking http://ressourceshumainesbleu.blogspot.com.tr/2016/09/predator-thinking.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir