Bir örgütün mensupları, etnik kökenleri,eğitimleri, daha önceki tecrübeleri,sosyal çevreleri ve kişisel değerleri gereği farklı kültürel altyapılara sahip olabilirler.Bu farkılıklar, onların zihinsel modellerini şekillendirirken, bu zihinsel modeller de onların dünyayı, yaptıkları işi ve örgütün kendisini  nasıl algıladıklarında belirleyici olur.Çevremizi algılayışımız, çevremizdeki dünya ile ilişkilerimizi yönetir. Kullandığımız dil, sergilediğimiz davranışlar, aldığımız kararlar dünyayı nasıl algıladığımız tarafından etkilenmektedir. Sosyal aidiyet teorisinde açıklandığı gibi, ortak özelliklere sahip olduğumuzu inandığımız insanlarla sosyalleşme eğilimine sahibizdir. Ortak tecrübeler, ortak kültürel özellikler ve değerler bizi benzer özelliklere sahip olan diğer insanlara yaklaştırır. Benzer ya da aynı mental şemalara sahip olan insanların birbirleriyle daha kolay ve hızlı sosyalleştiklerini belirtebiliriz. Bize benzer insanlarla bir araya gelerek sosyal gruplar oluşturma konusunda içsel bir eğilimimiz olduğunu söyleyebiliriz. Grup polarizasyon teorisi ışığında diyebiliriz ki, kendimizi ait hissettiğimiz grupla nekadar yoğun sosyalleşirsek, okadar fazla ortak şemalara sahip oluruz. Bu yoğunlaştırılmış “biz” duygusunun sonucu olarak da bize benzer insanları kapsayarak, bizden olmayanları da dışlayarak kendimizi diğerlerinden ayırırız. Eğer bu durum bir örgütün içinde vuku bulursa, örgüt üyelerinin paylaştıkları özellikler etrafında yakınlaştıkları alt gruplardan söz ediyoruz demektir.Bir örgütte alt grupların olması veya farklı alt sosyal gruplaşmaların meydana gelmesi bir ölçüde doğaldır ve bir tür olarak evrimsel geçmişimizle ilgilidir. Fakat bu alt grup aidiyetleri bizim örgütün bütün üyelerinden beklediğimiz örgütsel aidiyet hissinin üzerine çıkıyorsa, örgütün bütününün sağlığı için bir tehdit oluşturabilir. Alt grup değerlerine, örgütün değerlerinden daha sadık olan kişiler, onlardan beklediğimiz örgütsel vatandaşlık davranışlarını sergileyemezler. Böylelikle, örgüt içindeki alt gruplar benzer özelliklere sahip örgüt üyelerinin etrafında siloların şekillenmesine sebep olabilirler. Silolar takımdaşlık duygusunun zayıflığı, işbirliği eksikliği, iletişimsizlik ve çatışmalar benzeri, nihai olarak örgüt için genel bir etkinlik problemine dönüşebilecek bir çok alt problemin nedenidirler. Örgütsel etkinliği arttırmak amacıyla, kurumlar alt gruplar arasında iletişimi güçlendirerek, ortak kültürel değerlerin oluşmasını ve desteklenmesini sağlayarak, örgüt ölçeğinde ortak tecrübeleri çoğaltarak siloları engelleyebilirler. Bu eylemler örgüt üyelerinin ortak mental şemalar geliştirmelerine ve bu yolla, ortak bir örgütsel dili, ortak örgütsel refleksleri, ortak örgütsel vatandaşlık davranışlarını ve nihai olarak ortak bir vizyonu mümkün kılar.

KAYNAKÇA

Sönmez,O.,İ.,2018, Breaking Down Silos to Create a Common Vision, İstanbul Bilgi University, Unpublished.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir